Kılcal varisler kadının görüntü özgürlüğünün sınırlarını çizer.
En çok hanımlarda görülen, hayatın her safhasında ortaya çıkabilen, estetik olarak kişilerin nerede ise kendilerine küsmelerine yol açan bir damar hastalığıdır. Ayak bileklerini iç kısımlarında diz arkalarında, uyluk üst dış kısımlarında sıklıkla görülür. Kişi bu görüntüleri nedeni ile çoğu zaman etrafı ile adeta saklambaç oynar. Kendisini gizler, çoğu zaman etek giymekten hoşlanmadığını söyler. Ancak belirtmeliyiz ki tedavi sonrası hastalarımızın tamama yakını iyileştiklerinde ilk tercihlerini etekten yana kullanmaktadırlar.
Prof. Dr. Güven Erdoğ - Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı
Kılcal varisler kadının görüntü özgürlüğünün sınırlarını çizer. Kılcal varisler hayatın her safhasında ortaya çıkabilmektedir. Doğumsal bir bozukluk olarak da görülebilirler, ergenlikte de…
En sık olarak hayatın üçüncü on yıllarında görülmeye başlanır. Günlük yaşamın acımasız telaşı, işyerinde ve evdeki koşuşturmalar, uzun süre ayakta kalmak bu tip varislerin ortaya çıkmasındaki en büyük nedenlerindendir. Hele doğum gibi toplar damalar üzerine olan basıncın çok arttığı durumlarda da kılcal varis gelişmeleri çok hızlanır.
Laser Tedavi
Neyse ki zamanımızda bu tip sorunların çok iyi tedavi edebildiği yöntemler vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz hemen her kılcal varisin retiküler dediğimiz kibrit çöpü kalınlığında ve dikkatlice bakıldığında koyu mavi-mor arası renkte bir besleyici daha kalın damarı olduğu fark edilir. Bu koyu renkteki damarı kapatmadan kılcallar üzerine yapacağımız laser ile ablasyon tedavisi ( kurutup kapatma) tam bir sonuç vermeyecektir. Bu durumlarda önce iğne ile köpük tedavisi ile besleyici damarlar kurutulur, sonra laser ile kılcallar kapatılır. Bu şekilde en iyi sonuca ulaşılır. En iyi sonuca, ama bu görüntü kirliliği yapan damarlar vücutta ne kadar uzun zamandan beri varsa estetik sonuç o kadar azalır. Tamamen kaybolması iyi niyet temennisi haline gelir. Genellikle tek seans köpük tedavisi yeterli olmaktadır. Tedavini tam sonuç verebilmesi için hastalarımıza işlem sonrası on gün kadar varis çorabı giydirmekteyiz.
Daha sonra laser ile kapatma tedavisine başlamaktayız. Yarım saat kadar süren seanslarla 3-4 defada sonuç almaktayız.
Kılcal varis deyince akla sadece bacaklar gelmemeli. Bu varisler nerede ise kadınların yüzde 50 sinde burun kenarlarında, üst dudak-burun açısında bulunur. Yüze bakıldığında kişi belki yıllarca olan bu varis beraberliğinin yaptığı alışkanlıkla ince varislerini hemen fark etmez ancak hanımların dikkatli bakışları bu yazıyı okuduklarında hastalığı hemen yakalayacaktır.. Hele hele kulaktaki ince kılcal yapılar bu kısımlara kapatıcı makyaj yapılmasına neden olabilmektedir. Bunları da laserle çok dikkatli bir şekilde kapatmakta ve kadına eski pürüzsüz güzelliğini geri vermeye çalışmaktayız.
Laserle Lipoliz Ve Yeniden Şekillendirme Nedir?
Bu yöntemle vücuttaki fazla çıkıntı şeklinde görülen cilt altı yağ dokularına müdahale etmekteyiz. Kişilerdeki vücut yapısına bağlı olarak görülen veya sonradan ortaya çıkan yağ dokusu BÖLGESEL artışı bizim hedef kitlemizdir.
Bu dokular laser eşliğinde eritilerek vücuda yeni bir şekil verilir. Liposuction denilen yağ emme işlemine genelde ihtiyaç olmaz. O bölgedeki yağ dokusunun laser ışığı ile kontrollü eritilmesi vücudun kısa zaman içinde yağları emmesine ve istenilen şekle kavuşmasına neden olur.
Girişim genel olarak bölgesel uyuşturma ile gerçekleşir. Hastanede yatmaya gerek yoktur. Tek bir iğne deliğinden yapılır. Genelde hiçbir iz kalmaz. Bu yağların emilmesi ile bölgesel venöz ve lenfatik dolaşımda düzeleceğinden SELÜLİTLERDE de iyileşmeler olur.
McMaster Üniversitesi'nden Kanadalı araştırmacılar bağırsaklarda yaşayan mikrofloranın beyindeki kimyasal süreçleri etkilediğini ve kişinin ruh halini değiştirdiğini belirtti.
İnsan bağırsaklarınde milyonlarca bakteri yaşıyor ve yaşamın devam edebilmesi için büyük önem arz ediyorlar. Bu bakteriler yiyeceklerden enerji topluyor, enfeksiyonlara karşı koruyor ve bağırsaklardaki hücrelerin beslenmesini sağlıyor. Bu bakterilerin yaşam ortamında meydana gelen sorunlar kişinin sağlığını da olumsuz yönde etkiliyor.
Teoride bağırsakların yapısında meydana gelen sorunların kişinin ruh halini etkileyediğini düşünebiliriz. Ancak laboratuar fareleri üzerinde yapılan incelemeler psikolojinin pek de etkilenmediğini gösteriyor. Fakat, sağlıklı bir farenin bağırsaklarını etkileyen bir antibiyotik verildiğinde davranışlarında değişiklikler gözlemleniyor.
Sinir ve stresten uzak bir hayat için bu ürünlere göz atmanızda fayda var! Tıklayınız...
Bu farelerin daha gergin ve korkak olduğu gözlemlendi. Bu değişiklikler ile birlikte beynin endişe ve depresyon bölgesinde de hareketlilik saptandı. Antibiyotik verilmesi sonlandırıldığında ise kişinin bilişsel seviyesinin normale döndüğü görüldü.
Bakterilerin etkili bir rolü olup olmadığını kesinleştirmek için araştırmacılar, bağırsaklarında yeteri miktarda bakteri bulunmayan farelerin bağırsaklarına "diğer farelerden" bakteri yerleştirdi. Genetik olarak daha pasif bir fareye aktif bir farenin bakterileri verildiğinde onun da daha cesur ve aktif hareket etmeye başladığı gözlemlendi. Aynı şekilde aktif farelere verilen pasif fare bakterileri de bu farelerin hareketlerinde tedirginliğin gözlemlenmesine neden oldu.
Elbette kişilerin de canlıların hareketleri pek çok farklı sebeple belirlenir. Ancak bilim adamları herkesin bağırsaklarının sağlığına özellikle dikkat etmesi gerektiğini vurguluyor. Ve belki ileriki dönemlerde hastalıkların bu bakterilerle ilişkilendirilmesinin kesin olarak kanıtlanmasıyla çözüm elde edilebileceğini de belirtiyorlar.
Sonbahar hastalıkları denilince akla ilk olarak bu mevsimde iklimsel, sosyal ve fiziksel değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkan veya sıklığı artan hastalıklar gelmektedir.
Bunların çoğunluğu enfeksiyon hastalıkları, yani mikrobik hastalıklardır. Sonbaharda havanın soğuması, hava kirliliğinin artması, toplu ve sıkışık ortamlarda yaşam, okulların açılması ile özellikle çocukların rezervuar olduğu soğuk algınlığının sürekli bulaşması bu hastalıkların oranını artırmaktadır. Vücudumuzun direncini kıran bir çok değişiklik de bu artışa katkıda bulunur. Güneş ışınlarından daha az yararlanırız, fiziksel stres sıcak havalara göre daha fazladır, cilt soğuğa bağlı olarak kurur ve bütünlüğü kolayca bozularak enfeksiyon ve alerjik reaksiyonlara eğilimi artar, burun ve ağız içini döşeyen mukoza dediğimiz dokuların soğukla kuruması ve koruyucu mekanizmaların iyi çalışamaması mikropların vücuda kolayca girişine neden olur, beslenmede daha ağır ve sağlıksız besinlere yönelinir, hareketsizlik artar ve metabolizma kötü yönde etkilenir.
Sonbaharda sıklığı artan enfeksiyon hastalıkları soğuk algınlığı, nezle, grip (influenza), tonsillit ( bademcik iltihabı ), farenjit (boğaz iltihabı ), larenjit (ses telleri bölgesi olan larenksin iltihabı ), sinüzit, otitis media (orta kulak iltihabı ) bronşit ve pnomoni (Zatürree) dir.
Soğuk algınlığı, nezle ve grip virus denilen çok küçük mikroplarla oluşan hastalıklardır. Belirti olarak halsizlik , ateş boğazda yanma, burun tıkanıklığı veya akması, kas ağrıları olur. Bakteri denilen, antibiyotiğin etkilediği mikroplarla olan tonsillit, farenjit larenjit gibi enfeksiyonlarda ise şiddetli ateş ve boğaz ağrısı, ses kısıklığı, gıcık tarzında öksürük ve kırgınlık oluşur. Orta kulak iltihabında ise en belirgin özellik şiddetli kulak ağrısıdır. Akut Sinüzitte başağrısı burun tıkanıklığı başın ön kısmı ve elmacık kemikleri üzerinde dolgunluk hissi tipiktir. Akut bronşit ve zatürreede öksürük, kirli renkte balgam, nefes darlığı, göğüs ağrıları tabloya eklenir.
Virüslerle oluşan enfeksiyonlar antibiyotiğe ihtiyaç göstermeden iyileşirler. İstirahat, bol sıvı alımı, vitaminler, ağrı kesiciler ve halk arasında antigripal adı ile bilinen dekonjestan- antihistaminik ilaçlarla iyileşir. Yalnızca gripte (influenza) özel virus ilaçları kullanılır.
Basit enfeksiyonlarda belirtiler 2-3 günde hafifler ve geriler. Daha çok bakterilerle olan tonsillit, farenjit, sinüzit ve orta kulak iltihabı gibi enfeksiyonlarda ise antibiyotik gerekebilir. Bu nedenle doktora başvurmak lazımdır. Temel prensip olarak 2-3 günde gerilemeyen belirtiler sözkonusu ise bir sağlık kuruluşuna başvurulması önerilir. Özellikle grip (İnfluenza) ve bakteriyel enfeksiyonlarlar tedavi edilmezse enfeksiyonların ilerlemesi sonucu ölüme kadar giden komplikasyonlara yol açabilirler.
Bu enfeksiyonlar en sık çocuklarda görülür. Yaşlılar ve şeker hastalığı , astım gibi kronik hastalığı olanlar diğer risk grubunu oluştururlar. Erişkinlerde ise vücudu dirençsiz kılan aşırı yorgunluk, stress, beslenme düzensizliği, soğuğa maruz kalma gibi durumlarda hastalık görülme sıklığı artar.
Meslek grubu olarak sağlık çalışanları, polis, itfaiye görevlileri, öğretmen ve asker gibi toplumsal işler yapan ve dış etkenlere daha çok maruz kalan gruplar risk altındadır. Okullar, kalabalık işyerleri ve ofisler, fabrikalar, bakımevleri gibi yerler, hastalığın kolayca yayıldığı ortamlardır.
Grip bu hastalıklar içerisinde aşı ile korunulabilen en önemli hastalıktır. Hastalığın toplumda yayılmasını önlemek ve risk grubu olarak adlandırılan insanları korumak için her yıl grip aşısı yapılması önerilmektedir. Grip aşısınının önerildiği gruplar :
6 ay- 18 yaş arası çocuklar ve gençler
Kronik akciğer hastalığı olanlar ( Kronik Bronşit, Astım vb.)
Bütün kalp damar hastaları (Yalnızca Hipertansiyonu olan hastalarda mutlak zorunlu değildir)
Kronik böbrek, karaciğer hastalığı ve şeker gibi metabolik hastalığı olanlar
Vücudu savunma sistemini zayıflatan kortizon veya immunsupresif denilen ilaçları kullananlar
AIDS, kanser gibi vücudu direncini düşüren hastalığı olanlar
Solunum sistemi çalışmasını bozan akciğer5 dışı hastalığı olanlar (Omurilik felçlileri, kas ve sinir sistemi hastalığı olanlar)
Huzurevi ve bakımevinde kalanlar
Hamileliğinde 3 ayı tamamlayan tüm hamileler
Grip sezonu (sonbahar ve kış) hamile kalma olasılığı olanlar
50 yaş üstü erişkinler
Sağlık personeli ve itfaiye polis gibi önemli, yaygın kamu hizmeti yapanlar
Liste her geçen gün genişlemekte ve toplumda korunma amacıyla nüfusun kalabalık olduğu yarlarde neredeyse toplumun tümünü aşılamaya doğru bir gidiş olduğu gözlenmektedir.
Grip aşısı bazı gruplara yapılmamaktadır. Bu gruplar şu şekilde sıralanabilir :
Yumurtaya ciddi allerjisi olanlar
Daha önce grip aşısına allerjik reaksiyon gösterenler
Grip aşısından 6 aysonraya kadar olan dönemde Guillan Barre denilen kas hastalığı geçirmiş olanlar.
6 aydan küçük çocuklar.
Ateşli hastalık geçirenler ( Ateşli hastalık tamamen düzelene kadar aşı yapılmaz )
Sonbaharda artan bu tip hastalıklardan korunmak için vücut direncini arttırmak gerekir. İyi beslenme, vitamin destekleri, düzenli uyku, spor ve mevsim şartlarına uygun giyinmek basit, bilinen ama etkili yollardır. Enfeksiyonu olan kişilerin solunum yolu temasının engellenmesi ( maske kullanmak, evde istirahat ederek kalabalık ortamlardan uzaklaşılması , hapşırma sırasında ağız ve burunun kağıt mendille kapatılması vb.) ve ellerini sık yıkayarak mikropları çevresindekilere kirli ellerle bulaştırmaması en önemli korunma yoludur. Bu sayede özellikle kalabalık bölgelerde hastalığın yaygın hale gelmesi engellenebilir.
Amerikan Hastanesi
İç Hastalıkları Uzmanı
Dr. Bülent Yardımcı
Cosmopolitan/ Ezgi Tanlak
Hangi kadın güzel ve etkileyici görünmek istemez ki? Sağlıklı ve pürüzsüz bir cilt de bu işin en önemli kısmını oluşturuyor. Tabii vücudun çeşitli bölgelerindeki istenmeyen tüyler erkeklerin ilgisini de ciddi oranda azaltıyor. Doğru yöntemleri sizin için araştırdık. Kendinize uygun olanı seçin. Epilasyonda dikkat edilmesi gereken en önemli nokta tüylerin yapısına göre uygun ve etkili yöntemi seçmek.
Bazı şanslı kadınlarda ince ve seyrek olan tüyler; kimilerinde gerek hormonal (Endokrin sisteminin biz kadınlara talihsiz bir oyunu olan androjen fazlalığı), gerekse genetik nedenlerden ötürü daha kalın ve sık çıkar. Günümüzde birbirinden farklı bölgeler için onlarca yöntem olması, bu durumun ne denli ciddi olduğunu ortaya koyuyor. Tüm yöntemlerin avantajlarını ve dezavantajlarını göz önünde bulundurarak hangi yöntemi seçmeniz gerektiğine önerilerimizle daha kolay karar vereceksiniz.
1. Yüz
En Etkili Yöntem Hangisi?
-Tüy sarartıcı krem -Bıyık ve kaş ağda bandı -Cımbız
Yüzdeki tüyler kadınların doğası gereği daha incedir. Dudak üstü, yanaklar, kaş ve alın bölgesi vücudun diğer kısımlarına oranla daha hassas olduğu için tercih edilecek yöntemin bilinçli seçilmesi gerekiyor. Örneğin iple epilasyon gibi yaygın yöntemler normal şartlarda aktif olmayan kıl foliküllerini uyandırıyor ve tüy gelişimini artırıyor. Uzun vadede ise ciltte kararmalara neden olabiliyor. Önerimiz: Tüy sarartıcı ürünler yüzdeki ince tüyleri görünmez kılmak için birebir. Eğer onları tamamen ortadan kaldırmak istiyorsanız bu bölgede özellikle ağda bantları kullanmanızda fayda var. İp, elmacık kemikleri ve alın için fazla acı verici; ağda ise sivilcelere ve erken sarkmalara sebep olabilir. Dolayısıyla tüy sarartıcı bir krem işinizi fazlasıyla görecek. Kaşlarınız, küçük ağda bantları ile kolaylıkla şekillendirilebilir. Tabii bunun için bir uzmandan yardım almanızda fayda var. Cımbız ise kaşları şekillendirmek için en yaygın ve kullanımı en kolay olan alet.
2. Göğüs ve Sırt Bölgesi
En Etkili Yöntem Hangisi?
- Epilatör - Tüy sarartıcı krem - Ağda yöntemi
Bu bölgedeki tüyler olması gerekenin aksine (Tüyler kadınlarda genellikle çok incedir) bir erkeğinkiler kadar kalınsa, bu durum genellikle hormonal dengesizliklerden kaynaklanan hirsutizm sağlık sorununa işaret edebilir. Basit bir hormon tedavisiyle rahatsızlığın üstesinden gelebilirsiniz. Daha ince tüylerden kurtulmak için de çeşitli yollar var fakat ağda yöntemi bunlardan biri değil (Tüyleri artırdığını daha önce söylemiştik). Önerimiz: Eğer tüyleriniz zaten ince ise onların yalnızca rengini açmanız yeterli olacak. Bu sonuç sizi tatmin etmiyorsa bel ve göğüs bölgesindeki tüylerden en kolay şekilde epilatörler yardımıyla kurtulabilirsiniz. Tabii çok daha acılı lazer ya da iğneli epilasyon seçeneklerinden birini tercih etmiyorsanız... Göğüs ve karın bölgesindeki ince tüyler hiçbir işlem gerektirmezken, fark edilebilir derecede kalın olanları sarartmayı deneyebilirsiniz. Düzenli bir şekilde uygulayabileceğinize inanıyorsanız, ağda yöntemi en doğru seçenek.
3. Kol, Bacak ve Koltuk Altı
En Etkili Yöntem Hangisi?
- Epilatör - Kağıt ağda bantları - Tüy dökücü krem
Yaz aylarında fazlasıyla ön planda olan kol, koltuk altı ve bacak esasında tüy yönünden en kolay baş edilebilir bölgelerdir. Geçici birçok yöntem arasından en popüleri olan ağda, bu bölgelerde yalnızca tüylerden değil ölü derilerden de kurtulmanızı sağlıyor ve geride yenilenmiş bir cilt bırakıyor. Kalıcı bir çözüm için uzmanlarca uygulanan lazer ya da iğneli epilasyon seçeneklerinden birini tercih edebilirsiniz. Tabii bunun hem daha acı verici hem de daha masraflı olduğunu aklınızdan çıkarmadan (Tek bir seansın yaklaşık 70-150 TL aralığında ve seans sayısının sandığınızdan fazla olduğunu hatırlatalım). Önerimiz: Kol, koltuk altı ve bacaklar için en ideal yöntem olan ağdaya alternatif olarak epilatörler öneriliyor. İşlem, ağdadan daha acılı ya da sürec daha uzun olmasına karşın; her an uygulanabilmesi ve daha temiz sonuç ortaya koyması açısından avantajlı bir seçenek. Üstelik tüyleriniz fazla uzamadan onları ortadan kaldırma imkanı da sunuyor (Epilatörler, yaklaşık 1 mm uzunluğundaki tüyleri bile rahatlıkla çekiyor). Tüy dökücü kremler de, kısa sürede sonuç alınabilmesi açısından bu üç bölgede kullanımı oldukça efektif ürünler. Fakat tüyler hemen cilt yüzeyinden itibaren (Tıpkı jilet gibi) döküldüğü için çözüm kısa süreli oluyor. Ve uzun süreli kullanımda birtakım zararlı etkilerin ortaya çıkabilmesi de söz konusu.
4. Bikini Bölgesi
En Etkili Yöntem Hangisi?
- Ağda yöntemi - Tüy dökücü krem - Jilet
Bikini bölgesi, tüy sorunu konusunda şüphesiz ki kadın vücudunun en problemli bölümü. Tüyler bu bölgede fazlasıyla kalın ve güçlü. Aynı zamanda doku da son derece hassas. Bu yüzden ağda gibi yöntemler kesinlikle acı verici olabiliyor. Önerimiz: Bikini bölgesi için tıraş opsiyonu en iyi ve acısız yöntem. Fakat tıraş bıçağınızın, bakterilerin en fazla ürediği banyonuzda durduğunu ve bu jileti vücudunuzun en hassas bölgesinde kullanacağınızı unutmayın. Bunun yanında çoğu kadın, çok acılı olmasına rağmen ağda bantlarını tercih ediyor. Bu elbette ki sonucun daha yumuşak ve uzun süreli olmasını sağlıyor. Ağda uygulanıp çekildikten hemen sonra gözenekler açık olacağından cildiniz enfeksiyonlara karşı açık hale geliyor. Bu enfeksiyonlar ve kağıt ağda bantlarının ters çekilmesi sivilce oluşumuna neden olabilir (Üstelik sivilceler de cilt lekesine dönüşebilir). Bu nedenle çok dikkatli davranmanız gerektiğini asla unutmayın.
Tüy dökücü kremler de, kısa sürede sonuç alınabilmesi açısından kullanımı oldukça efektif ürünler. Fakat tüyler hemen cilt yüzeyinden itibaren döküldüğü için çözüm kısa süreli olabilir. Acil durumlar için evde bir kutu bulundurun.
Bazı besin maddeleri midede şişkinliğe ve bağırsaklarda sancılara sebebiyet verebilir.Bu besinlerden uzak durmak ciddi bir rahatsızlık söz konusu değilse faydalı olacaktır.
Şişkinliğin sebepleri; yemek yerken hava yutmak, yiyecekleri düzgün bir şekilde çiğnememek, karbonatlı içecekler tüketmek, sakız çiğnemek ya da şeker yemek, sinir ve strese bağlı durumlardır. Midede ve bağırsaklardaki rahatsızlığı önlemek için bu besinlerden uzak durmak gerekir.
Karındaki rahatsızlık bağırsaklardaki bir soruna da işaret edebilir. Bu sorunun teşhisi çok önemlidir. Ancak sadece hassasiyet de sebep olabilir. Özellikle şişkinlik yapan besinler;
Brokoli
Fasulye
Lahana
Karbonatlı içecekler
Karnabahar
Sakız
Şeker olarak sıralanabilir.
Midedeki şikayetler sabah saatlerinde neredeyse yok olur. Ancak gün ilerledikçe ve öğünler geçtikçe rahatsızlık da artar. Ani sancı durumlarında sırt üstü uzanmak faydalı olacaktır.
Gaz sancısı da mide sorunlarına eklenebilir. Süt ve süt ürünleri gibi laktoz içeren besinler, yukarıda belirtilen sebzeler ve mısır, patates gibi tahıllı besinler de gaz şikayetine neden olur.
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi uzmanı Prof. Dr. Sıdıka Kurul, “Bol su içmek, taze sebze ve meyve yemek, sigara içmemek, nemlendirici kullanmak, düzenli uyumak, cilt temizliği ve masaj gibi uygulamalar güneşte cildi zarar görmüş birçok kişinin kışa canlı bir ciltle girmesini sağlar” dedi.Güneş lekelerinin oluşumu ve tedavisi ile ilgili bilgi veren Kurul, bu lekelerin güneş ışınlarına maruz kalarak ortaya çıktığını ifade ederek, güneş ışınlarına maruz kalan bölgelerde, özellikle de yüz, alın, yanak, burun, çene ve üst dudakta düzensiz kenarlı kahverengi veya hiperpigmente alanlar oluştuğunu kaydetti.
Kurul, güneş lekelerinin oluş mekanizmasının tam olarak bilinmediğini belirterek, “Güneş lekesi oluşumunda kadınlarda ve esmer tenlilerde daha sık olmakla birlikte, genetik yatkınlık, tiroid hastalıkları, gebelik, adet zamanı, emzirme gibi hormonal değişiklikler, peeling, taze yanık, ağda gibi cilt travmaları, hormon tedavileri, doğum kontrol hapları, bazı sitostatikler gibi ilaçlar önemli faktör oluşturur” diye konuştu.
"GÜNEŞ KREMLERİ EN AZ 30 FAKTÖR OLMALI"
Lekelerin varlığının, deride gelişen bir kısım lezyonları maskeleyerek, gözden kaçırılmasına sebep olabileceğini vurgulayan Kurul, güneş ışınlarına maruz kalmanın genellikle ileri yaşlarda deri kanserine neden olabileceğini, güneş koruyucu kremlerin ise cildi güneşten korumada tek başına yeterli olmayacağını bildirdi.
Kurul, güneş kremlerinin 30 faktör ve üzeri olmak üzere usulüne uygun şekilde kullanılması gerektiğine dikkat çekerek, “Güneş koruyucu kremler ultraviyole A ve B'ye karşı koruyucu nitelikte olmalıdır. İnsan derisinin güneş ışınları ile ilişkisini sağlıklı zemine oturtmak gerekir” şeklinde konuştu.
"BOL SU DÜZENLİ UYKU"
Prof. Dr. Kurul, “Bol su içmek, taze sebze ve meyve yemek, sigara içmemek, nemlendirici kullanmak, düzenli uyumak, cilt temizliği ve masaj gibi uygulamalar güneşte cildi zarar görmüş birçok kişinin kışa canlı bir ciltle girmesini sağlar. Bilinçli cilt bakımları, faydası kanıtlanmış ve kişinin tanıdığı ürünlerle yaptığı yüzeysel peelingler, hem güneşin sebep olduğu hasarı minimize eder hem de kış mevsimi için cildi hazırlar” dedi.
Güneş lekesi tedavisinin, lekenin kalınlığına göre şekillendiğini anlatan Kurul, çok yüzeysel olanların tedavisinde daha kolay ve depigmente edici kremlerin (leke çıkarıcı kremler) uygulanabileceğini belirtti.
Kurul, kimyasal veya lazer peelingin, güneş lekelerinin tedavisi için uygun çözümler olduğunu ifade etti. Ancak bu uygulamaların da pigmentasyon bozukluğuna yol açabileceğinin göz ardı edilmemesi gerektiğine dikkat çeken Kurul, en iyi tedavinin riskin farkında olarak korunmak olduğunu sözlerine ekledi.