Özellikle astım hastaları ve sigarayı bırakanların yaşam kalitesini arttıracak besinler...
ZENCEFİL
Çok kuvetli bir antioksidan olan zencefil, akciğerleri temizlemektedir.
Çeşitli toksinleri, mukusu ve istenmeyen parçacıkları akciğerlerden atmaya yardımcıdır. Bu nedenle zencefil çayı veya zencefili direk olarak yiyebilirsiniz.
OKALİPTUSOkaliptüs doğal bir antibiyotik olmasının yanı sıra içinde yağlar barındırır. Bu uçucu yağlar, akciğer enfeksiyonlarına iyi gelir, kan basıncını arttırarak kanın çoğalmasını sağlar.
Öksürük şuruplarında, boğaz pastillerinde bu kimyasal yağ kullanılır. Taze okaliptüs çayı bronşit ve sinüzite iyi gelir. Buharını solumak öksürük ve bronşite iyi gelir.
EKİNEZYA
Soğuk algınlığı ve öksürük tedavisinde kullanılır. Bitkinin kökleri çeşitli akciğer enfeksiyonlarında yardımcıdır.
ZENCEFİL
Çok kuvetli bir antioksidan olan zencefil, akciğerleri temizlemektedir.
Çeşitli toksinleri, mukusu ve istenmeyen parçacıkları akciğerlerden atmaya yardımcıdır. Bu nedenle zencefil çayı veya zencefili direk olarak yiyebilirsiniz.
SARIMSAK
Sarımsak kuvetli bir antioksidan olmasının yanı sıra, içinde bol miktarda bulunana alisin kimyasalı ile akciğerleri temizler.OKALİPTUSOkaliptüs doğal bir antibiyotik olmasının yanı sıra içinde yağlar barındırır. Bu uçucu yağlar, akciğer enfeksiyonlarına iyi gelir, kan basıncını arttırarak kanın çoğalmasını sağlar.
Öksürük şuruplarında, boğaz pastillerinde bu kimyasal yağ kullanılır. Taze okaliptüs çayı bronşit ve sinüzite iyi gelir. Buharını solumak öksürük ve bronşite iyi gelir.
EKİNEZYA
Soğuk algınlığı ve öksürük tedavisinde kullanılır. Bitkinin kökleri çeşitli akciğer enfeksiyonlarında yardımcıdır.
KEÇİBOYNUZU
5 adet keçiboynuzu 1 litre suda kaynatılır ve aç karna içilirse sigaranın verdiği zararı düzeltmeye yardımcı olur.
EBEGÜMECİ
Kaynar suda 1 miktar ebegümeci kaynatılır ve 5-6 saat sonra aç karına 1 bardak içilir. Bu uygulama ile, akciğerlerde ki sigara etkileri yavaşlatılır. Ebegümeci, ayrıca balgam attırır, akciğer kanserini engeller.
KOAH hastalığı özellikle sigara dumanı ve diğer zararlı gaz ve parçacıklara bağlı olarak gelişen hava yollarının mikrobik olmayan iltihabıdır. KOAH ismi, “Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı” kelimelerinin baş harflerinden oluşur. Kronik kelimesi uzun süre devam eden (müzmin=süreğen), obstrüktif kelimesi tıkayıcı anlamındadır ve nefes borularının (bronşların) tıkandığını göstermek için kullanılır. Bu hastalık uzun süredir hava yollarında tıkanmaya neden olan, ilerleyici ve tam olarak geri dönüşümü olmayan, fakat önlenebilir ve tedavi edilebilir bir akciğer hastalığıdır. Nefes darlığı ve/veya kronik öksürük ve balgam çıkarma gibi belirtileri olan Koah hastalığının en önemli nedeni sigara bağımlılığıdır. Hastalığın derecesine göre tıbbi tedavi belirlenir. Akciğerlere giden hava miktarını arttırmayı sağlayan ilaçlar ve hastalığın ağırlığına göre eklenen inhaler steroidler ile hastalığın uzun süreli tedavisi yapılır. Ağır ve çok ağır KOAH’lı olgularda solunum yetmezliği geliştiğinde hastaların özelikle geceleri, uyku ve efor sırasında olmak üzere en az 15-18 saat süre ile oksijen almaları gerekir. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ayşe Yılmaz, Koah hastalığın sebepleri, nedenleri ve tedavisi ile ilgili kapsamlı bilgiler verdi.
KOAH hastalığı özellikle sigara dumanı ve diğer zararlı gaz ve parçacıklara bağlı olarak gelişen hava yollarının mikrobik olmayan iltihabıdır. KOAH tanımı içinde “Kronik Bronşit” ve “Amfizem” birlikte yer alırlar. Hava yollarında daralma ile birlikte akciğerin en küçük birimi olan ve kana oksijen taşınmasını sağlayan hava keseciklerindeki harabiyete bağlı olarak normalde balon gibi esnek olan genişleyip-daralabilen hava yolları bu özelliğini yani elastikiyetini yitirirler. Genişlemiş hava keseciklerine giren havanın çıkması zorlaşır, daha da şişer. Bu bulgular “Amfizem’’ olarak adlandırılır. KOAH ’ta ayrıca küçük hava yolları mikrobik olmayan iltihap nedeniyle şişer, balgam üreten bezlerin aşırı çalışması nedeniyle balgam miktarı artar. Daralan hava yollarından havanın geçişi güçleşir. Bu bulgular ise “Kronik bronşit’’ olarak adlandırılır ve en az iki yıl üst üste ve bu iki yılın en az üç ayında öksürük ve balgamla seyreden ilerleyici bir rahatsızlık olarak tanımlanır.
Bazı çevresel ve genetik faktörler hastalık gelişiminde etkilidir. İş yerindeki meslek nedeniyle organik-inorganik toz, duman ve çeşitli gazların solunması (maden, metal, odun, kağıt imalatı, çimento, tahıl ve tekstil işçiliği vs.), kimyasal maddeler ve ülkemizde özellikle sigara içmeyen kadınlarda iyi havalanmayan evlerde ısınma ya da yemek pişirme amacıyla çalı, çırpı, odun ya da tezek yakmak ve bunların dumanına maruz kalmak iç ortam hava kirliliğine ve KOAH’a yol açabilir. Kentlerdeki hava kirliliği hem KOAH’a hem de bu hastalığın alevlenmesine neden olur. Hastaların yaklaşık %1’inden az bir kısmında genetik nedenler sorumlu olabilir. Düşük sosyoekonomik koşullarda yaşayanlarda akciğer fonksiyonları daha düşük olduğundan KOAH gelişimi hızlıdır. A, C, E vitamini eksikliği ve alkol kullanımı da KOAH gelişiminde rol oynayabilmektedir.
Sizde KOAH var mı aşağıdaki soruları yanıtlayarak test edebilirsiniz. Sorulardan en az üçüne yanıtınız evet ise bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurmanız gerekir.
KOAH tedavisinde, hastalık alevlenmelerinin önlenmesi de amaçlanmaktadır. Alevlenme, hastanın solunum yolu şikayetlerinde günlük gözlenen normal değişikliğin ötesinde ilaç değişikliğine yol açan bir kötüleşme olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca KOAH’lı hastalarda yüksek tansiyon, kalp yetmezliği, kalp damar hastalığı ve şeker hastalığı gibi ek hastalıklar bulunabilir, varsa bu hastalıkların tanılarının konması ve tedavilerinin yapılması gerekir.
Soğuk, yağışlı ve sisli havalarda grip, nezle gibi solunum yolu enfeksiyonlarına daha sık rastlanır ve bu hastaların şikayetleri artar. Ayrıca soba ya da kalorifer nedeniyle ortaya çıkan dumanın neden olduğu hava kirliliği, oda havasının kuru olması, hava yollarının ısı ve nem miktarının azalması, özellikle ağızdan nefes alıp veren kişilerde hava yollarını kurutmakta ve gece öksürüğü, nefes darlığı gibi yakınmalara, bronşitli kişilerde krize neden olmaktadır. Dolayısıyla kapalı mekanlarda sigara içilmemeli, buralar havalandırılmalı, var olan baca ve borular temizlenmeli, oda havası nemli tutulmalı, enfeksiyon açısından kalabalık ortamlardan ve kirli havalarda dışarıya çıkmaktan kaçınılmalıdır.
KOAH nedir?
KOAH ismi, “Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı” kelimelerinin baş harflerinden oluşur. Kronik kelimesi uzun süre devam eden (müzmin=süreğen), obstrüktif kelimesi tıkayıcı anlamındadır ve nefes borularının (bronşların) tıkandığını göstermek için kullanılır. Bu hastalık uzun süredir hava yollarında tıkanmaya neden olan, ilerleyici ve tam olarak geri dönüşümü olmayan, fakat önlenebilir ve tedavi edilebilir bir akciğer hastalığıdır.KOAH hastalığı özellikle sigara dumanı ve diğer zararlı gaz ve parçacıklara bağlı olarak gelişen hava yollarının mikrobik olmayan iltihabıdır. KOAH tanımı içinde “Kronik Bronşit” ve “Amfizem” birlikte yer alırlar. Hava yollarında daralma ile birlikte akciğerin en küçük birimi olan ve kana oksijen taşınmasını sağlayan hava keseciklerindeki harabiyete bağlı olarak normalde balon gibi esnek olan genişleyip-daralabilen hava yolları bu özelliğini yani elastikiyetini yitirirler. Genişlemiş hava keseciklerine giren havanın çıkması zorlaşır, daha da şişer. Bu bulgular “Amfizem’’ olarak adlandırılır. KOAH ’ta ayrıca küçük hava yolları mikrobik olmayan iltihap nedeniyle şişer, balgam üreten bezlerin aşırı çalışması nedeniyle balgam miktarı artar. Daralan hava yollarından havanın geçişi güçleşir. Bu bulgular ise “Kronik bronşit’’ olarak adlandırılır ve en az iki yıl üst üste ve bu iki yılın en az üç ayında öksürük ve balgamla seyreden ilerleyici bir rahatsızlık olarak tanımlanır.
KOAH Hastalığın Görülme Sıklığı
KOAH’ın görülme sıklığı 40 yaş üstü yetişkinlerde %15-20’dir. Sigara içen her beş altı kişiden birinde KOAH gelişmektedir. Dünya’da ve Türkiye’de 210 milyon KOAH olduğu ve bunların büyük bir bölümünün tanı almadığı (%70-90) tahmin edilmektedir. Ülkemizde tahminen 3-5 milyon KOAH’lı hasta vardır, bu hastaların sadece 300-500 bini kendisinde hastalık olduğunu bilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre tüm dünyada KOAH en önemli 4. ölüm nedenidir, yılda 2.9 milyon kişinin ölümüne neden olmaktadır ve tüm ölümlerin %5.5’inden sorumludur. Ülkemizde ölüm nedenleri arasında KOAH 3. sıradadır ve her yıl bu hastalıktan 26 bin kişi ölmektedir.KOAH Hastalığın Nedenleri
Hastalığın en önemli nedeni sigara bağımlılığıdır. Ülkemizde erişkinlerin yaklaşık yarısı sigara içmektedir ve son yıllarda kadınlarda sigara içiminin yaygınlaşmasıyla kadınlarda da KOAH hızla artmaktadır. Kişinin sigaraya başlama yaşı, günlük ve toplam içilen miktar ve dumanın yoğunluğu hastalığın gelişimini etkilemektedir. Otuz yaşından sonra akciğer kapasitesi her yıl azalmaya başlar. Sigara içenlerde bu oran çok daha fazladır; ancak sigaranın bırakılması ile bu azalma yavaşlamaktadır. KOAH gelişiminden %80-90 oranında sigara içiminin sorumlu olduğu ve sigara içmeyenlere göre hastalığın gelişme riskinin 9.7-30 kat arttığı rapor edilmiştir. Pipo ve puro içimi de risklidir. Sigara içmeyenlerin, özellikle de anne ve babası sigara içen çocukların sigara dumanına maruz kalmasıyla bu kişilerde ileri yaşlarda astım ve KOAH başta olmak üzere solunum sistemi hastalıkları daha çok görülür.Bazı çevresel ve genetik faktörler hastalık gelişiminde etkilidir. İş yerindeki meslek nedeniyle organik-inorganik toz, duman ve çeşitli gazların solunması (maden, metal, odun, kağıt imalatı, çimento, tahıl ve tekstil işçiliği vs.), kimyasal maddeler ve ülkemizde özellikle sigara içmeyen kadınlarda iyi havalanmayan evlerde ısınma ya da yemek pişirme amacıyla çalı, çırpı, odun ya da tezek yakmak ve bunların dumanına maruz kalmak iç ortam hava kirliliğine ve KOAH’a yol açabilir. Kentlerdeki hava kirliliği hem KOAH’a hem de bu hastalığın alevlenmesine neden olur. Hastaların yaklaşık %1’inden az bir kısmında genetik nedenler sorumlu olabilir. Düşük sosyoekonomik koşullarda yaşayanlarda akciğer fonksiyonları daha düşük olduğundan KOAH gelişimi hızlıdır. A, C, E vitamini eksikliği ve alkol kullanımı da KOAH gelişiminde rol oynayabilmektedir.
KOAH Hastalığın Belirtileri
Nefes darlığı ve/veya kronik öksürük ve balgam çıkarma gibi şikayetlere neden olur. Hastalığın ilk aşamalarında ortaya çıkan öksürük yakınması aslında hastalığın ilk belirtisi olmasına rağmen genellikle sigara içimine bağlanır. Hastalık aslında bu ilk aşamada saptanabilirse ilerlemesi durdurulabilir. Nefes darlığı hastalığın erken dönemlerinde hızlı yürüme veya merdiven çıkma gibi eforlar ile ortaya çıkarken hastalığın ilerlemesi ile düz yolda ve istirahat halinde nefes darlığı oluşur; kış aylarında ve özellikle hava kirliliğinin yoğun olduğu dönemlerde ve gribal enfeksiyonlar sonrasında bu yakınmalar artar. Nefes darlığı nedeniyle fizik aktivitede azalır ve hastanın yaşam kalitesi bozulur. Bu hastalığın önlenmesi ve ilerlemesinin engellenmesinde fiziksel aktivitenin arttırılması gerekmektedir. Kişi, hastalık ilerledikçe artan nefes darlığından dolayı günlük işlerini kendi başına yapamayabilir ve başkalarının desteğine ihtiyaç duyabilir. Bu hastalarda göğüste tıkanma olabilir ve nefes alıp vermeleri sırasında hırıltı/hışırtıya benzer bir ses etraftan duyulabilir. Bazen balgamla birlikte kan gelebilir. Nefes darlığına bağlı uyku, beslenme bozulabilir ve harcanan enerjinin artmasıyla hasta kilo kaybeder ve zayıflayabilir. Hastalığın İleri dönemlerinde oksijen yetersizliğine bağlı morarma, aşırı yorgunluk, güçsüzlük, kalp yetersizliğine bağlı bacaklarda şişme ve kalpte ritm bozuklukları görülebilir.Sizde KOAH var mı aşağıdaki soruları yanıtlayarak test edebilirsiniz. Sorulardan en az üçüne yanıtınız evet ise bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurmanız gerekir.
- Haftanın çoğu günü sık sık öksürüyor musunuz?
- Haftanın çoğu günü balgam çıkarıyor musunuz?
- Yaşıtlarınıza göre nefesiniz daha kolay daralır mı?
- Halen sigara içiyor musunuz ya da önceden içer miydiniz?
- Yaşınız 40’ın üzerinde mi?
KOAH Hastalığın Tanısı Nasıl Konulur?
KOAH’ın tanısı, basit bir test olan “nefes ölçüm testi” ile kolayca konabilmektedir. KOAH’ın erken tanısı, hastalığa bağlı sakatlık ve ölüm oranlarını azaltacaktır.KOAH Hastalığın Tedavisi
Sigara içiminin bırakılması, KOAH’ın gelişme ve ilerleme riskini azaltan ve hastalığın ilerlemesini durduran tek ve en etkili girişimdir. Sigara bağımlılığı tedavi edilebilen bir hastalıktır. Sigara içicilerin 40-50’li yaşlarda sigarayı bırakmaları durumunda, akciğer fonksiyonlarındaki kayıp kısmen düzelmektedir. Diğer çevresel ve mesleki zararlı toz ve dumandan uzak durulması, grip ve zatürre aşılarının yapılması ve nefes yoluyla alınan ilaç tedavisinin yanı sıra fiziksel aktivitenin artırılması hem hastalık gelişimi, hem hastalığın ilerlemesi ve kötü sonuçlarının önlenmesinde çok önemlidir. Haftanın en az 5 günü ve günde en az 30 dakika kadar orta yoğunluktaki bir fiziksel aktivite, örneğin yürüyüş yeterli olacaktır. Hastalığın derecesine göre tıbbi tedavi belirlenir. Akciğerlere giden hava miktarını arttırmayı sağlayan ilaçlar ve hastalığın ağırlığına göre eklenen inhaler steroidler ile hastalığın uzun süreli tedavisi yapılır. Ağır ve çok ağır KOAH’lı olgularda solunum yetmezliği geliştiğinde hastaların özelikle geceleri, uyku ve efor sırasında olmak üzere en az 15-18 saat süre ile oksijen almaları gerekir.KOAH tedavisinde, hastalık alevlenmelerinin önlenmesi de amaçlanmaktadır. Alevlenme, hastanın solunum yolu şikayetlerinde günlük gözlenen normal değişikliğin ötesinde ilaç değişikliğine yol açan bir kötüleşme olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca KOAH’lı hastalarda yüksek tansiyon, kalp yetmezliği, kalp damar hastalığı ve şeker hastalığı gibi ek hastalıklar bulunabilir, varsa bu hastalıkların tanılarının konması ve tedavilerinin yapılması gerekir.
KOAH Hastalığın ve Alevlenmelerin Önlenmesi
Sigara kullanımının önlenmesiyle hastalıktan korunabilmek mümkündür. Toz ve dumana maruz kalınan mesleklerde çalışan kişilerin sigara içmeleri, KOAH’a yakalanma olasılıklarını artıracağından özellikle bu kişilerin sigaradan uzak durmaları gerekir. Bu işyerlerinde maske kullanımı ve uygun iş yeri ortamının sağlanması önemlidir. Daha çok kırsal kesimde evlerde yemek pişirmek ya da ısınmak amacıyla kullanılan hayvansal ya da bitkisel kaynaklı yakıtların yerine başka kaynakların kullanılması önerilmektedir.Soğuk, yağışlı ve sisli havalarda grip, nezle gibi solunum yolu enfeksiyonlarına daha sık rastlanır ve bu hastaların şikayetleri artar. Ayrıca soba ya da kalorifer nedeniyle ortaya çıkan dumanın neden olduğu hava kirliliği, oda havasının kuru olması, hava yollarının ısı ve nem miktarının azalması, özellikle ağızdan nefes alıp veren kişilerde hava yollarını kurutmakta ve gece öksürüğü, nefes darlığı gibi yakınmalara, bronşitli kişilerde krize neden olmaktadır. Dolayısıyla kapalı mekanlarda sigara içilmemeli, buralar havalandırılmalı, var olan baca ve borular temizlenmeli, oda havası nemli tutulmalı, enfeksiyon açısından kalabalık ortamlardan ve kirli havalarda dışarıya çıkmaktan kaçınılmalıdır.
KOAH Hastaların Takibi
KOAH’ta özellikle sigara ve diğer risk faktörlerine maruziyeti, hastalığın günlük yaşama etkilerini, günlük fiziksel aktivite düzeyini, aşı uygulamalarını, tedavinin etkinliğini, hastanın tedaviye uyumunu, ilacın doğru kullanımını ve tedavinin yan etkilerini düzenli olarak izlemek gerekir. Hastaların takip sıklığı hastalığın şiddeti ve koşullara göre belirlenir.Sonuç:
Hastalar genellikle nefes darlığı ilerlediğinde başvurduklarından tanı ve tedavide genellikle geç kalınmış olur. Bu nedenle 40 yaş üstü, sigara içmiş ya da içmekte olan ve/veya meslek nedeniyle ya da çevresel ortam gereği tozlu ortamlarda bulunan kişilerde uzun süreli öksürük, balgam ve nefes darlığı yakınmalarından en az birinin bulunması halinde kişinin bir göğüs hastalıkları hekimi tarafından görülüp ”nefes ölçüm testi (spirometri=solunum fonksiyon testi)” yaptırması gerekir. Çünkü hastalığın erken teşhisi ve ilerlemesinin önlenmesi açısından sigaranın bırakılması önemlidir.
Bağcılar Hospitadent Diş Hastanesi Başhekimi Dt. Oğuz Kara,sağlıklı bir gülümseye sahip olmak için uzak durulması gereken 10 zararlı yiyeceği ve içeceği açıkladı.

Sağlıklı dişlere sahip olmak için günde 2 kere dişlerimizi fırçalamamız, diş ipi kullanmamız ve düzenli aralıklarla diş hekimi kontrolüne gitmemiz gerektiğini belirten Bağcılar Hospitadent Diş Hastanesi Başhekimi Dt. Oğuz Kara, “ Ancak bunun yanında hangi gıdaların dişlerimize ne kadar zarar verdiğini de bilmemiz gerekir.
Özellikle dişler için en zararlı ve uzak durulması gereken şey yiyecek ve içeceklerin içerisindeki asittir. Asit, gıdaların içinde direk bulunabileceği gibi aldığımız besinlerdeki karbonhidratların ağızdaki bakteriler tarafından aside dönüşmesiyle de oluşur. Dişlere en çok zarar veren karbonhidrat ve asit içeren gıda ve içeceklerden mümkün olduğu kadar uzak durulması gerekmektedir” dedi.
Özellikle dişler için en zararlı ve uzak durulması gereken şey yiyecek ve içeceklerin içerisindeki asittir. Asit, gıdaların içinde direk bulunabileceği gibi aldığımız besinlerdeki karbonhidratların ağızdaki bakteriler tarafından aside dönüşmesiyle de oluşur. Dişlere en çok zarar veren karbonhidrat ve asit içeren gıda ve içeceklerden mümkün olduğu kadar uzak durulması gerekmektedir” dedi.
1. Sigara:
Diş ve diş etlerine zarar verir,ağız kokusuna neden olur.
Diş ve diş etlerine zarar verir,ağız kokusuna neden olur.
2. Alkol:
Tükürük ağızımızdaki plağın ve asidin etkisini azaltacak ilk savunmamızdır. Bu yüzden ağız kuruluğuna sebep olacak her şey diş için zararlıdır. Alkol de ağız kuruluğuna sebep olacağı için kullanılmaması gereken bir içecektir.
Tükürük ağızımızdaki plağın ve asidin etkisini azaltacak ilk savunmamızdır. Bu yüzden ağız kuruluğuna sebep olacak her şey diş için zararlıdır. Alkol de ağız kuruluğuna sebep olacağı için kullanılmaması gereken bir içecektir.
3. Meyve Suları :
ph ‘ı 7 den düşük olan gıdalar dişlere zarar verir. PH ‘I 2,5 olduğu için meyve suları da dişlere zararlıdır
4. Limon :
ph ‘ı 2 olduğu için dişler için zararlıdır.
ph ‘ı 2 olduğu için dişler için zararlıdır.
5. Kola :
En zararlı içeceklerden biridir. Çünkü hem fosforik asithem şeker hem de sitrik asit içerir.
En zararlı içeceklerden biridir. Çünkü hem fosforik asithem şeker hem de sitrik asit içerir.
6. Enerji içeceği :
Sitrik asit ve şeker içerdiklerinden dolayı dişler için zararlıdırlar.
Sitrik asit ve şeker içerdiklerinden dolayı dişler için zararlıdırlar.
7. Yapışık gıdalar (lokum, jeli bon vb.) :
Tatlı şekerlemelerden daha zararlıdır. Çünkü daha fazla şeker verirler ve aynı zamanda sitrik asit içerirler.
Tatlı şekerlemelerden daha zararlıdır. Çünkü daha fazla şeker verirler ve aynı zamanda sitrik asit içerirler.
8. Kuru Meyve:
Kuru meyveler karbonhidrat ihtiva eder. Aynızamanda kuru meyveler yapışkanlığı sebebiyle ağız içinde daha uzun süre kalır. Sürekli kuru meyve yiyip dişlerinizi fırçalamamanız dişlerinizin çürümesine sebep olur.
Kuru meyveler karbonhidrat ihtiva eder. Aynızamanda kuru meyveler yapışkanlığı sebebiyle ağız içinde daha uzun süre kalır. Sürekli kuru meyve yiyip dişlerinizi fırçalamamanız dişlerinizin çürümesine sebep olur.
9. Buz :
Buz çiğnemek iyi bir fikir değildir. Buz çok serttir. Eğer eski büyük dolgularınız varsa buz yediğiniz zaman çok kolay bir şekilde dişleriniz kırılabilir. Soğuk aynı zamanda dişlerinizin kamaşmasına sebep da olabilir.
Buz çiğnemek iyi bir fikir değildir. Buz çok serttir. Eğer eski büyük dolgularınız varsa buz yediğiniz zaman çok kolay bir şekilde dişleriniz kırılabilir. Soğuk aynı zamanda dişlerinizin kamaşmasına sebep da olabilir.
10. Beyaz Ekmek :
Tükürükte bulunan amiloz enzimi karbonhidratları şekere çeviren enzimdir. Fakat şekeri zararlı kılan şey ağızdaki bakterilerin şekeriyemesi ve asit ortaya çıkarmasıdır. Eğer ağızda hiç plak yoksa şekeri aside çevirecek ve diş çürüğü oluşturacak bir şey de yoktur.
Tükürükte bulunan amiloz enzimi karbonhidratları şekere çeviren enzimdir. Fakat şekeri zararlı kılan şey ağızdaki bakterilerin şekeriyemesi ve asit ortaya çıkarmasıdır. Eğer ağızda hiç plak yoksa şekeri aside çevirecek ve diş çürüğü oluşturacak bir şey de yoktur.
Gelişim anne karnında başlayıp, yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Kilo artışı ve boy uzaması gibi bedende gerçekleşen niceliksel değişiklikleri ifade eden büyüme kavramı ile sık sık karıştırılır. Ancak gelişim sadece niceliksel ölçümlerle açıklanamayan, birçok yapı ve işlevi bütünleştiren karmaşık bir olgudur.
Çocuğun gelişiminde ilk toplumsal kurum okuldur. Çocuğun okulla tanışması ve okul hayatına alışması için, gelişiminin yeterli düzeyde olması gereklidir. Çocuk okula gitmeye hazır değilse bu geçiş ve uyum süreci sağlıklı olmayabilir. Okula başlama; zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal açıdan bir hazırlıklı oluşu gerektirir.
Fiziksel gelişim:
İlköğrenimin ilk kademesindeki çocuklar rahatlıkla koşar, yürür, tırmanır, bisiklete binme gibi becerileri kolaylıkla kazanır.
10 yaş civarlarında vücut kimyasındaki farklılaşmalara bağlı olarak özellikle kız çocuklarında ani bir boy artışı olur. Erkekler 9-10 yaşlarına kadar kızlardan biraz daha uzun ve daha iri bir bedene sahip olmalarına karşın 4.-5. sınıflarda kızlardan daha ufak bir görünüme sahiptir.
Bilişsel gelişim:
Okul çağı çocuğu (6-12 yaş) bilişsel gelişim açısından somut işlemler dönemindedir. Çocuk, duyuları ile düşünür; ancak gözlemler ve deneyler sonunda birtakım hükümlere varır. Bilişsel gelişimi çocuğun akademik yaşantısını etkilemekle beraber sosyal ve duygusal yaşantısını da etkilemektedir.
Okul çağındaki bir çocuğun düşünce yapısının başlıca özelliği gruplama yeteneğine sahip oluşudur. Çocuk artık nesneleri büyüklük sırasına göre sıralayabilir, mekanda yerleri değişse bile gruptaki objelerin sayısının değişmeyeceğini bilir.
Bu dönem çocuklarda, mantıksal düşünme ile sayı, zaman, mekan, boyut, hacim ve uzaklık kavramları yerleşmeye başlar. Çocuk, yüze kadar sayabilir. İkişer ikişer, beşer beşer, onar onar saymayı öğrenebilir. Daha sonra basit toplama ve çıkarma hesapları yapabileceği gibi, yarım, üçte bir, dörtte bir kavramları ile de bazı basit işlemleri yapabilir duruma gelir.
Bu çağda, çocuk para ile ilgilenmeye başlar. Ona paranın değeri, ne işe yaradığı ve nasıl sayılacağı öğretilmelidir. Bunun için haftalık harçlık vermeye başlamak, çocuk için paranın değerini anlama bakımından anlamlı ve yararlı bir tecrübe olur.
Dikkati yoğunlaştırma yetenekleri, dikkat ve bellek kapasiteleri artar. Çocuk bu yaşlarda, özel deneyimlerine dayanarak sebep-sonuç ilişkileri kurmaya ve genel ilkelere ilişkin görüş geliştirmeye başlar. İlkokulun son yıllarına doğru özel bir davranışın ardında çeşitli olası neden veya açıklamaların bulunabileceğini anlar.
Dil gelişimi:
Okul çağında çocuğun dili hızla gelişmektedir. Bazen dili bir yetişkin gibi kullandığı görülür. Eski sözcük bilgisini zenginleştirir, sözcük dağarcığı 3000 kelimeye ulaşır. Nesneleri şekli, boyutu, maddesi ve rengiyle tanımlar. Farklılıkların ve benzerliklerin farkına varır.
Ortalama olarak 7 yaşındaki çocuk okuma ve yazma öğrenmeye hazır duruma gelir. Bunun için, hemen bütün dünya ülkelerinde bu yaşlar okumaya başlama çağı olarak kabul edilmiştir. Bu yaştaki çocukların çoğunda, okuma ve yazmaya karşı ilgi uyandığı gibi, bu işleri kavrayabilecek düşünme ve görme güçleri gelişmiştir. Bu dönemin sonunda, çocuk yalnız başına okuma alışkanlığını alabilir. Onun sessiz okuması, sesli okumasına nazaran, daha süratlenir. Yapılan araştırmalar, bu çağın sonuna doğru çocukların bir yabancı dili öğrenmeye hazır olduklarını göstermektedir.
Duygusal gelişim:
Çocukların en önemli duygusal ihtiyaçları sevilmek, beğenilmek, benimsenmek ve değer verilmektir. Bu duygusal ihtiyaçlarını karşılayacakları en önemli kaynaklar ise anne/baba, öğretmenleri ve arkadaşlarıdır. Evde olsun, okulda olsun, çocukta ilgi merkezi olma isteği vardır.
Bilişsel gelişim, çocuğun duygusal yaşamında dikkate değer bir dengenin oluşumuna yardımcı olur. Bu dönemde çocuklar kendilerinin değil başkalarının bakış açısını kullanabilir, artık düşündükleri ve merak ettikleri çeşitli becerileri kazanmaya başlar. Kazandıkları beceriler çocuğa ben başardım hazzı vererek duygusal gelişimine katkı sağlar.
Çocuğun duygusal tepkileri de artık kendi iç gereksinimlerine aşırı bağlı olmaktan çıkarak daha çok gerçeklere ve toplumsal durumlara uygun nitelik kazanır.
Sosyal gelişim:
Çocuk, oyun ortamından örgütlenmiş ilk toplumsal kurum niteliğindeki okul ortamına geçerken bir uyum süreci yaşar. Bu dönemde çocuk kendini sınıf, arkadaş ve oyun grubu içinde bulur ayrıca ilk kez resmi bir otorite ile tanışır. Okul çağında akran arkadaşlığı aşırı derecede önemli bir hale gelir. Kendi akranlarının görüş ve düşüncelerini paylaşan, kabul eden ve birlikte bir şeyler yapan çocuk gruba daha kolay kabul edilir.
Bu dönemde çocuklar, işbirliği isteyen etkinliklere girişir ve gruplar içinde kurallı oyunlardan hoşlanırlar. Fakat bu oyunları bütün kurallarına uyarak değil, kendilerine mahsus şekilde oynarlar. Bu dönemde, arkadaşlıklar kısa sürelidir, birtakım darılmalar ve barışmalarla devam eder. Bununla beraber, arkadaşlık, hayatlarının önemli bir parçasıdır.
Kendi işlerini yapmak ve aile üyelerine, arkadaşlarına yardımcı olmakla, sorumluluk duyguları gelişir.
Çocuk, çoğu zaman, kişiliğini gösterme, bağımsız olabilme çabasıyla inatçılık, itaatsizlik ve dik başlılık eder. Bununla beraber, o hâlâ büyüklerinin her şeyi daha iyi bildikleri ve yaptıkları kanısındadır. Çok kere anne babasını kendisine örnek kişi olarak seçer, onların davranışlarını taklit eder ve düşüncelerini benimser.
Okul çağındaki çocuk bir olayı diğer insanın gözüyle görebilmeyi zamanla daha iyi becermeye başlar. Ben merkezli olmaktan kurtulup, diğer kişinin gözüyle dünyayı görebilmek çocuğun sosyal ilişkilerinde yeni bir aşamaya yol açar.
Ahlak gelişimi:
Çocukta, iyilik ve kötülük kavramları önce anne babanın beğendiği ve beğenmediği davranışları ile ilgili olarak gelişir. Bir davranış, anne babanın beğenip beğenmemesine göre iyi veya fena sayılır. Ancak bu çağda iyilik ve kötülük kavramları daha genişler ve genelleşir. Çocuk, “Söz dinlemek ve yardım etmek iyidir”, “Başkalarına zarar vermek fenadır” gibi bir takım değer yargılarına varabilir. Bu dönemde, hangi davranışların doğru, hangilerinin yanlış olabileceğini çocuklarla tartışmak yararlı olur.
Gelişim aşamalarında kişisel farklılıklar nedeniyle 6-12 yaş dönemi bütün çocukların aynı olmayacağı unutulmamalıdır.
Bu farkındalıktan hareketle; çocukların gelişimlerini takip etmek önemli olduğu kadar, gelişim dönemindeki herhangi bir alanda yaşanan sorunun nedenleri incelenmeden ‘anormal’ olduğunu düşünmek hatalıdır. Böyle bir konuda uzmanlardan yardım alınmalıdır.
Çocuğun gelişiminde ilk toplumsal kurum okuldur. Çocuğun okulla tanışması ve okul hayatına alışması için, gelişiminin yeterli düzeyde olması gereklidir. Çocuk okula gitmeye hazır değilse bu geçiş ve uyum süreci sağlıklı olmayabilir. Okula başlama; zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal açıdan bir hazırlıklı oluşu gerektirir.
Fiziksel gelişim:
İlköğrenimin ilk kademesindeki çocuklar rahatlıkla koşar, yürür, tırmanır, bisiklete binme gibi becerileri kolaylıkla kazanır.
10 yaş civarlarında vücut kimyasındaki farklılaşmalara bağlı olarak özellikle kız çocuklarında ani bir boy artışı olur. Erkekler 9-10 yaşlarına kadar kızlardan biraz daha uzun ve daha iri bir bedene sahip olmalarına karşın 4.-5. sınıflarda kızlardan daha ufak bir görünüme sahiptir.
Bilişsel gelişim:
Okul çağı çocuğu (6-12 yaş) bilişsel gelişim açısından somut işlemler dönemindedir. Çocuk, duyuları ile düşünür; ancak gözlemler ve deneyler sonunda birtakım hükümlere varır. Bilişsel gelişimi çocuğun akademik yaşantısını etkilemekle beraber sosyal ve duygusal yaşantısını da etkilemektedir.
Okul çağındaki bir çocuğun düşünce yapısının başlıca özelliği gruplama yeteneğine sahip oluşudur. Çocuk artık nesneleri büyüklük sırasına göre sıralayabilir, mekanda yerleri değişse bile gruptaki objelerin sayısının değişmeyeceğini bilir.
Bu dönem çocuklarda, mantıksal düşünme ile sayı, zaman, mekan, boyut, hacim ve uzaklık kavramları yerleşmeye başlar. Çocuk, yüze kadar sayabilir. İkişer ikişer, beşer beşer, onar onar saymayı öğrenebilir. Daha sonra basit toplama ve çıkarma hesapları yapabileceği gibi, yarım, üçte bir, dörtte bir kavramları ile de bazı basit işlemleri yapabilir duruma gelir.
Bu çağda, çocuk para ile ilgilenmeye başlar. Ona paranın değeri, ne işe yaradığı ve nasıl sayılacağı öğretilmelidir. Bunun için haftalık harçlık vermeye başlamak, çocuk için paranın değerini anlama bakımından anlamlı ve yararlı bir tecrübe olur.
Dikkati yoğunlaştırma yetenekleri, dikkat ve bellek kapasiteleri artar. Çocuk bu yaşlarda, özel deneyimlerine dayanarak sebep-sonuç ilişkileri kurmaya ve genel ilkelere ilişkin görüş geliştirmeye başlar. İlkokulun son yıllarına doğru özel bir davranışın ardında çeşitli olası neden veya açıklamaların bulunabileceğini anlar.
Dil gelişimi:
Okul çağında çocuğun dili hızla gelişmektedir. Bazen dili bir yetişkin gibi kullandığı görülür. Eski sözcük bilgisini zenginleştirir, sözcük dağarcığı 3000 kelimeye ulaşır. Nesneleri şekli, boyutu, maddesi ve rengiyle tanımlar. Farklılıkların ve benzerliklerin farkına varır.
Ortalama olarak 7 yaşındaki çocuk okuma ve yazma öğrenmeye hazır duruma gelir. Bunun için, hemen bütün dünya ülkelerinde bu yaşlar okumaya başlama çağı olarak kabul edilmiştir. Bu yaştaki çocukların çoğunda, okuma ve yazmaya karşı ilgi uyandığı gibi, bu işleri kavrayabilecek düşünme ve görme güçleri gelişmiştir. Bu dönemin sonunda, çocuk yalnız başına okuma alışkanlığını alabilir. Onun sessiz okuması, sesli okumasına nazaran, daha süratlenir. Yapılan araştırmalar, bu çağın sonuna doğru çocukların bir yabancı dili öğrenmeye hazır olduklarını göstermektedir.
Duygusal gelişim:
Çocukların en önemli duygusal ihtiyaçları sevilmek, beğenilmek, benimsenmek ve değer verilmektir. Bu duygusal ihtiyaçlarını karşılayacakları en önemli kaynaklar ise anne/baba, öğretmenleri ve arkadaşlarıdır. Evde olsun, okulda olsun, çocukta ilgi merkezi olma isteği vardır.
Bilişsel gelişim, çocuğun duygusal yaşamında dikkate değer bir dengenin oluşumuna yardımcı olur. Bu dönemde çocuklar kendilerinin değil başkalarının bakış açısını kullanabilir, artık düşündükleri ve merak ettikleri çeşitli becerileri kazanmaya başlar. Kazandıkları beceriler çocuğa ben başardım hazzı vererek duygusal gelişimine katkı sağlar.
Çocuğun duygusal tepkileri de artık kendi iç gereksinimlerine aşırı bağlı olmaktan çıkarak daha çok gerçeklere ve toplumsal durumlara uygun nitelik kazanır.
Sosyal gelişim:
Çocuk, oyun ortamından örgütlenmiş ilk toplumsal kurum niteliğindeki okul ortamına geçerken bir uyum süreci yaşar. Bu dönemde çocuk kendini sınıf, arkadaş ve oyun grubu içinde bulur ayrıca ilk kez resmi bir otorite ile tanışır. Okul çağında akran arkadaşlığı aşırı derecede önemli bir hale gelir. Kendi akranlarının görüş ve düşüncelerini paylaşan, kabul eden ve birlikte bir şeyler yapan çocuk gruba daha kolay kabul edilir.
Bu dönemde çocuklar, işbirliği isteyen etkinliklere girişir ve gruplar içinde kurallı oyunlardan hoşlanırlar. Fakat bu oyunları bütün kurallarına uyarak değil, kendilerine mahsus şekilde oynarlar. Bu dönemde, arkadaşlıklar kısa sürelidir, birtakım darılmalar ve barışmalarla devam eder. Bununla beraber, arkadaşlık, hayatlarının önemli bir parçasıdır.
Kendi işlerini yapmak ve aile üyelerine, arkadaşlarına yardımcı olmakla, sorumluluk duyguları gelişir.
Çocuk, çoğu zaman, kişiliğini gösterme, bağımsız olabilme çabasıyla inatçılık, itaatsizlik ve dik başlılık eder. Bununla beraber, o hâlâ büyüklerinin her şeyi daha iyi bildikleri ve yaptıkları kanısındadır. Çok kere anne babasını kendisine örnek kişi olarak seçer, onların davranışlarını taklit eder ve düşüncelerini benimser.
Okul çağındaki çocuk bir olayı diğer insanın gözüyle görebilmeyi zamanla daha iyi becermeye başlar. Ben merkezli olmaktan kurtulup, diğer kişinin gözüyle dünyayı görebilmek çocuğun sosyal ilişkilerinde yeni bir aşamaya yol açar.
Ahlak gelişimi:
Çocukta, iyilik ve kötülük kavramları önce anne babanın beğendiği ve beğenmediği davranışları ile ilgili olarak gelişir. Bir davranış, anne babanın beğenip beğenmemesine göre iyi veya fena sayılır. Ancak bu çağda iyilik ve kötülük kavramları daha genişler ve genelleşir. Çocuk, “Söz dinlemek ve yardım etmek iyidir”, “Başkalarına zarar vermek fenadır” gibi bir takım değer yargılarına varabilir. Bu dönemde, hangi davranışların doğru, hangilerinin yanlış olabileceğini çocuklarla tartışmak yararlı olur.
Gelişim aşamalarında kişisel farklılıklar nedeniyle 6-12 yaş dönemi bütün çocukların aynı olmayacağı unutulmamalıdır.
Bu farkındalıktan hareketle; çocukların gelişimlerini takip etmek önemli olduğu kadar, gelişim dönemindeki herhangi bir alanda yaşanan sorunun nedenleri incelenmeden ‘anormal’ olduğunu düşünmek hatalıdır. Böyle bir konuda uzmanlardan yardım alınmalıdır.
























































