
Bu terlikler belki rahat gelebilir fakat, bacaklarda, diz, kalça ve sırtınıza dikkat edin!
Bu terlikler, bacaklarda, diz, kalça ve sırtta sorunlara neden olabilirler. Parmak arası terlikler çok rahat gibi görünmekle beraber ayaklara destek sağlamamaktadır. Çünkü parmak ortasından tutan bantı dışında (bir nevi ayak tangası) ayakları kavrayan bir yanı yoktur ve bu da yürüyüş esnasında ayak kaslarına ekstra yük getirir.
Bunun yanı sıra, flip flop giydiğinizde başka bir ayakkabıya oranla yere daha az kuvvet ile basarsınız. Bu da kısa adım atmakla sonuçlanan alt bacak ağrıları ve hatta topuk dikenine (topuk üzerinde küçük kemik büyümeleri) bile sebep olabilir.
E tabii bir de, parmak arası terliklerde ayaklar tamamen açıkta olduğu için, ayak ve tırnak yaralanmalarına daha sık rastlanır. Çünkü dış koşullara karşı savunmasızdırlar.
İnce tabanlar ayakları korumaz
Flip flop'ların çok ince tabanları vardır. Sert veya engebeli zeminlerde yürürken ayak ağrısına neden olabilirler, ayak tabanlarını acıtırlar ya da düz olmayan zeminlerde ayak bileklerinde burkulmalara neden olabilirler.
Flip flop ile yürürken dikkatli olmalıyız, bastığımız yerlere bakmalıyız.
Ya deri kanseri?
Normalde vücudun tüm bölümlerine korunmak için güneş kremi sürüyoruz ama zararlı UV ışınlarından ayaklarımızı korumayı unutuyoruz!
Cilt kanseri ayaklar üzerinde de gelişebilir çünkü burası da güneşe karşı tamamen açıkta kalan bölgeler arasında yer alıyor. Yüzümüze, kollarımıza nasıl krem sürüyorsak, ayak parmaklarımız da dahil olmak üzere tüm ayağımıza bu kremden sürmeliyiz.
Ayak problemlerinin tedavisinin yapılmaması ileride büyük sağlık sorunlarına yol açabiliyor
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tahir Öğüt, ayaktaki ağrıların ciddiye alınması gerektiğini, ayak problemlerinin tedavisinin yapılmamasının ileride büyük sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi.
Öğüt, en sık yaşanan ayak problemlerinin başında parmak deformitelerinin geldiğini, özellikle baş parmağın deformitesinin yaygın görüldüğünü söyledi. Tıptaki adı ’halluks valgus olan" ve halk arasında kemik çıkıntısı olarak bilinen sorunun daha çok kadınlarda görüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Öğüt, "Bunun nedeni daha çok genetiktir ve anne tarafından geçer. Eğer bir nesilde oluyorsa, üç nesilde de olma ihtimali oluyor. Fakat genetik geçişten başka çevre faktörlerin de etkin ki bunun başında ayakkabı geliyor. Kadınların çok sevdikleri yüksek topuklu dar burunlu ayakkabılar bunu hızlandıran bir etken. Genetik bir yatkınlık varsa, bir de bu tip ayakkabılardan giyiyorsa, sorun çok daha hızlı ortaya çıkıyor. Ve parmak bir kere eğrilmeye başlarsa mutlaka ilerlemesi devam ediyor" dedi.
Prof. Dr. Öğüt, bu sorunu yaşayan kişilerin sıklıkla parmak arasına makara koyarak tedavi yolunu seçtiklerini, ancak bunun geçici bir çözüm olduğunu ifade etti. Sorunun temelinden düzeltilmesi gerektiğine işaret eden Öğüt, şöyle konuştu: "Çünkü buradaki sorun, kemiğin kaymış olması. Düz duran bir kemiğin ucundan bir çıkıntı oluyor, kemiğin aksı kayıyor. Biz bu kayan aksı düzeltmezsek tekrarlar. Halk arasında ameliyat yapılsa da tekrarlar diye bilinir. Nedeni de bunun bir çıkıntı olarak algılanıp traşlanması gibi işlemlerden kaynaklanıyor. Bunun traşlanıp geçmesi gibi bir tedavisi yok. Kesin tedavi için mutlaka kemiğin düzeltilmesi lazım. Kesilen kemiğin yerine oturtulması gerek. Eğer hastanın hiçbir ağrısı yoksa ameliyat önermiyoruz. Eğer deformiteyle birlikte hastanın ağrısı ya da zonklama gibi şikayetleri varsa, makara koymak gibi ameliyat dışı yöntemlerin hiçbiri işe yaramaz. Mutlaka ameliyat edilmesi lazım. Ameliyatın başarı şansı yüksek. Tabii her ameliyatta olan yüzde 1-2 gibi komplikasyon riskleri var, o kadar."
Prof. Dr. Tahir Öğüt, dizdeki kireçlenme, ayak bileğinde kıkırdak problemlerinin de sıklıkla görülen rahatsızlıklardan olduğunu ifade etti. Türkiye’nin dünya genelinde başarılı ortopedik operasyonlara imza attığına dikkati çeken Prof. Dr. Öğüt, "Ayaktaki ağrıları ciddiye almak, ayak sağlığına önem vermek gerekiyor. Ayak problemlerinin tedavisinin yapılmaması ileride büyük sağlık sorunlarına yol açabilir" diye konuştu.
AA
Yanlış inançlar, fikirler, kavramlar ve hatta fenomenler sizi kilo vermekten uzaklaştırmak dışında pek bir işe yaramıyor.
Kilo vermekle ilgili duyduğunuz her şey doğru olmuyor. Yanlış inançlar, fikirler, kavramlar ve hatta fenomenler, tam tersi sizi kilo vermekten uzaklaştırmak dışında pek bir işe yaramıyor. İşte en genel yanılgılardan bazıları:
Sıkı bir diyette olmalısınız.Havva’yı ve elma ile yaşadığı problemi hatırlayın. Birisine sevdiği bir şeyi yasaklamak başkaldırıya sebep olur ki diyet söz konusu olduğunda bunun ne kadar zararlı olacağını tahmin edebilirsiniz. Yasaklar koymak yerine, bazen hoşgörülü davranabileceğiniz kısıtlamaları deneyin.
Karbonhidratları unutun.Sürekli kötü bir ruh hali yaşamanıza sebep olması yanında, düşük karbonhidratlı diyetlerin uzun dönem etkileri artık biliniyor. Karbonhidratlar yerine konulan et ve peynir gibi yüksek proteinli yiyecekler kolesterolünüzü yükseltip, kalp hastalıklarına yol açabilir. Ya da 130 gramdan az karbonhidrat gut hastalığına sebep olabilir, çünkü böbrek hasatlıkları özellikle hamile kadılar için risklidir. Tatlı patates, kahverengi pirinç ve yulaf iyi karbonhidratlara iyi örneklerdir.
Öğünler arası yemeyin. Ara derken? Bir sebepten dolayı iki öğün arasında verilebilecek uzun aralar açlık çekmenize sebep olabilir. Bu durumdayken vücudunuz kilonuzu korumaya çalışır ki bu da metabolizmanızın yavaşlamasına sebep olur. Öğünler arası sağlıklı atıştırmalıklar faydalıdır.
Akşam yemeğini unutun. Etkili olmaktan çok zararlı olabilir. Vücudunuzun günlük kalori ihtiyacını karşılamamış olursunuz; sindirim kalori yakar ve yememek aslında kilo almanızı sağlar.
Yağı kesin. Her yağ kötü değildir. Tekli-doymamış yağlar her gramda 9 kalori içerir, ama bunlar sağlıklı kalorilerdir. Zeytinyağı, susam yağı, avokado, fıstık yağı bu yağlardan olduğu gibi aynı zamanda yüksek antioksidan ve E vitamini de içerir ki bunlar da kötü kolesterolü ve kalp hastalıklarını önlemek için faydalıdır.
Sadece daha fazla su için.Sadece su içmek kilo vermenize yardım etmeyecektir. Yüksek kalorili, bol şekerli meyve suları ve diyet kolalar yerine su içmek kilo vermenize yardım edecektir. Üstelik aynı zamanda deri kırışıklıkları ve yaşlanmayı da geciktirecektir.
Moda diyetler.Moda diyetler genelde kısa sürer ve kısa süren her şey genelde geri döner, bu kiloyu da kapsıyor hatta çoğu zaman verilenden fazlası alınıyor. Bu diyetler vücudunuzun ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzaktır ve yeme düzensizliklerine sebep olur.
Meyveler şekerlidir ve şeker de kötü.Meyveler liflidir ve lif de çok iyidir. Meyveler aynı zamanda temel vitamin ve mineral kaynaklarıdır. Meyve suyunu, meyvenin yerine koymamalısınız çünkü meyve suyu lif içermez ve daha fazla şekerlidir. En sağlıklı meyveler mango, kivi, elma ve kirazdır.
Ağırlık kaldırırsanız kaslanırsınız. Kaslar, yağlardan fazla kalori yakar ve düzenli olarak ağırlık kaldırmak da- hatta arada kaldırmadığınız günlerde bile. Sadece özel bir egzersiz programı geniş kaslara sebep olur.
Kabuklu yemişler kilo aldırır.Öğün atlamak ve çikolata gibi atıştırmalarla açlığı bastırmaya göre kuru yemişler sağlıklı yağlar içerdikleri gibi, protein, lif, magnezyum ve bakır yönünden de tercih edilmesi gereken kaynaklardır. Küçük porsiyonlarda yendiği sürece vücudunuza kesinlikle zararları değil, yararları olacaklardır.
Kilo problemi olan bir çoğumuz, zaman zaman fazla kilolarımızdan kurtulmak için mucize formüllerin peşine düşmüşüzdür.Maydonozu, lahanayı veya çeşitli ot kombinasyonlarını kaynatarak sularını içtiğimizde, birden bütün yağlarımızın eriyeceğini düşünmüşüzdür. Belki de çoğu zaman, zayıf arkadaşlarımız baklava börek yerken ve hiç kilo almazken, kendimizin haşlanmış ıspanak yememize rağmen nasıl olur da bu kadar kilo sorunu yaşadığımıza bir anlam verememişizdir. Bu konuda belki de metabolizmamızın hiç çalışmadığını düşünerek kaderimize küsmüşüzdür. Gerçekten bu şişmanlık denilen hastalığın kalıcı bir çözümü yok mudur? Obezite ve metabolizma hastalıkları uzmanı Dr. Ayça Kaya, kalıcı kilo vermede doğru zamanda doğru yolu izlemenin önemine dikkat çekiyor. Dr. Ayça Kaya “Her şeyden önce vücutta şişmanlığa neden olabilecek bazı gizli metabolik hastalıkların açığa çıkarılması çok önemlidir. Böyle bir durum varsa ve tedavisiz kalırsa istediğiniz kadar az beslenin bir müddet sonra tekrar kilo alımı kaçınılmaz olur. Daha sonra da kalıcı kilo kaybı için hayat boyu gidecek beslenme sistemi kişiye benimsetilmelidir.” diyor. Bu beslenme sistemi içinde bazı akıllı besinleri bilerek seçmenin şişmanlık denen hastalıkla başetmede altın standartlardan biri olduğunu vurgulayan Dr. Ayça Kaya kalıcı kilo vermede rol oynayan akıllı besinler ile ilgili bilgi veriyor.
Yemeklerdeki yağı azaltın...Kızartmayı, mayonezi hayatınızdan çıkarın. Kalıcı kilo kontrolünde çok önemli bir diğer kavram da daha düşük yağlı yemeyi becerebilmektir. Yağlar dünyadaki en yüksek kalorili yiyeceklerdir. Yiyeceklerin üzerine yağ eklendiğinde yiyeceğin mevcut kalorisi iki-üç kat artabilir. Özellikle metropol hayatında hazır gıda tüketimi son derece yaygındır ve bu yiyeceklerin yağ oranı lezzeti artırabilmek için çok fazladır. O nedenle siz siz olun yiyecekleri seçerken daha az yağlı olmasına özen gösterin. Yani çıtır, kıtır, pane, kızartılmış, kremalı, mayonezli, hazır pastane ürünleri, dışarıda kıymadan yapılmış etler tüketilmezse kilo kontrolü daha kolay olur. İşe yaptığınız yemeklere koyduğunuz yağı yarı-yarıya azaltarak başlatabilirsiniz.Yağ oranı yüksek besinler ise kilo ile savaşta en uzak kalınması gerekli gruptur. Yağ oranı yüksek kızartmalar, milföy gibi hamurlar, baklavalar, soslar belki de uzun vadede en uzak kalınması gruptur.
Şeker yükü fazla yiyeceklere dikkat! İnsan vücudu ana yakıt kaynağı olarak glikozu kullanır. Glikozun kaynağı ise yiyeceklerle aldığımız karbonhidratlardır. Karbonhidratları kabaca basit karbonhidratlar ve kompleks karbonhidratlar olarak ikiye ayırırız. Basit karbonhidratlar, şeker yükü fazla olan yiyeceklerdir. Kan şekerimizi hızlı yükseltir ve bizi daha çok acıktırır, daha çok yememize neden olur.
Şeker yükü düşük yiyecekler uzun süre tok tutar... Kompleks karbonhidratların içindeki şeker ise kana daha yavaş geçer ve bizi daha uzun süre tok tutar. Kompleks karbonhidratlar ve düşük glisemik indeksli yiyecekler: Bu yiyecekler kalıcı kilo vermede en sık başvuracağımız akıllı besinlerdir. Elma, armut, kivi, greyfurt, kiraz, çilek, kurubaklagiller, bulgur, esmer pirinç ve kepekli makarnadır.
Glisemik indeksi yüksek yiyecekleri tek başına tüketmeyin! Başlıca basit karbonhidrat ihtiva eden ve glisemik indeksi yüksek olan yiyecekler: Şeker, bal, reçel, tatlılar, muz, incir, üzüm, tatlı kavun, tatlı karpuz, patates, havuç, beyaz pirinç, beyaz un ve beyaz makarnadır. Peki bu yiyecekleri hiç tüketmeyecek miyiz? Tabii ki yiyeceğiz ama şeker oranını düşürerek yiyeceğiz yani nasıl yiyeceğimizi beleceğiz. Örneğin muzu yoğurtla, patatesi etle ve yoğurtla karıştırarak yemek vücut için biyoyararlanımı daha iyi kılar ve bizi daha geç acıktırır. Ayrıca yemeğe limon katmak da glisemik indeksi düşürür.
Kalıcı kilo kaybında en büyük yardımcı: Yüksek lifli besinler. Yüksek lif içerikli besinleri bilmek ve bu tür besinleri öğünlerimizde sık kullanmak da kalıcı kilo kaybında en büyük yardımcımız olur. Bu yiyecekler sindirim sistemimizde daha uzun süre kalır. Çiğneme hızımız bile bu tür besinlerde daha yavaştır. Bizi daha tok tutar. Lif oranı yüksek besinlerin aynı zamanda şeker oranı da düşüktür. Örneğin kabak, lahana, brokoli, ıspanak, kurubaklagiller, kepekli unlar da çok iyi seçimlerdir. Kabızlık sorunu olanlara da birebir çok iyi çözümdür.
Eğer saç dökülmesi sorunu yaşıyorsanız yalnız olmadığınız açık! Kadınlar ile erkeklerde görülen saç dökülmelerin nedenleri farklıdır. Kadınlardaki çoğu saç dökülmesi yani erkek tipi dökülmelerin daha kolay tedavi edilebilir.İşte saç dökülmesine neden olabilen bazı faktörler..
Demir eksikliği: Kansızlığa bağlı, demir eksikliğine bağlı anemi saç dökülmesine neden olabilir. Ancak kendi kendinize demir içeren vitaminler almayın çünkü fazla demir de bazı hastalıklara neden olabilir. İlk olarak kan sayımı yaptırarak demir eksikliğiniz olup olmadığını öğrenin.
Tiroid: Aşırı çalışan ya da çalışmayan tiroid saç dökülmelerine neden olabillir. Östrojen seviyesinin düşük olması: Çoğu kadın menopozdan sonra veya bu sırada saç dökülmesi sorunu yaşayabilir.
Gebelik öncesi hormon değişiklikleri: Anne adayları ilk 6 ay boyunca yaşadıkları hormonal değişimlerin sonucu saç dökülmesi sorunu yaşayabilir ancak hormonları normale döndüğünde saçlar yeniden çıkabilir. Telogen effluvium: Uzun bir dönem içinde saçta yaygın olarak görülen incelme ve dökülmedir. Hamilelik, hastalıklar ya da stres gibi faktörler etkili olabilir. İlaçlar ya da tedavi: Çocu ilaç ya da tedavi saç dökülmesine neden olabilir. Eğer bu tür bir durumla karşılaştıysanız doktorunuzla konuşarak tedavinizin gözden geçirilmesini isteyebilirsiniz.
Yüksek seviyede A vitamini ya da Selenyum: Eğer ihtiyacınızdan fazla A vitamini ya da selenyum aldıysanız bu tür bir son uçla karşılaşabilirsiniz.
Sigara saç dökülmesine neden oluyor
Erkekler üzerinde yapılan araştırmalarda sigara içmenin de saç dökülmesini artırabileceği belirlendi. Kadınblar üzerinde bu yönde henüz bir çalışma olmamasına rağmen, sigaranın bu tür sonuçlar doğurabileceği açık.
Saçlarınız dökülüyorsa ne yapmalısınız?
Saç dökülmesi sorunu yaşıyorsanız yapmanız gereken saç dökülmenizin ne zaman başladığı, sebeplerinin ne olabileceğini belirlemek ve saçlarınızı tamamen kaybetmeden önce uzmandan yardım almak. Öncelikle kan tahlili yaptırarak demir, tiroid, östrojen (kadınlar için) hormonu seviyenizi ölçtürmeniz yerinde olacaktır. Doktorunuz bunlarda eksiklik görmediyse o zaman sorun genetik olabilir.
Saç dökülmesi için önerilen ilaçlar ve tedavi
Rogaine (minoxidil içeren ilaç): Doğrudan deriye uygulanıyor ve kan dolaşımını hızlandırıyor. Bu sebeple saç kökleri daha iyi besleniyor, bol oksijen alan saç hücreleri güçleniyor ve daha kalın saçlara sahip olmanızı sağlıyor. Hamile ya da emziren annelerin kullanmaması öneriliyor.
Propecia (finasteride içeren ilaç): İyi huylu prostat büyümesini tedavi etmek için hazırlanmış bir ilaç. Zaman içerisinde Finasteridin yan etkisi olarak saç fölikillerinin yok olmasına da neden olan bir androjen olan DHT' ye (dehidrotesteron) dönüşmesini engellediği keşfedilmiş ve 1997 yılında saç dökülmesine karşı kullanılmak üzere FDA tarafından onaylanıp Propecia adı altında satışa sunulmuş. (Hamileler ya da anne olmayı planlayanların kesinlikle almaması gerekiyor. Yapılan araştırmalarda tüm kadınlar üzerinde başarılı olmadığı görülmüş)
alıntı
