Kendi başınıza satın alacağınız bir ürün, ciltte telafisi mümkün olmayan sonuçlar yaratabilir.
Pierre FabreDermokozmetikEauThermale Avene Dermatoloji Laboratuvarları’ndan eczacı Semra Göker, temel cilt bakımıyla ilgili sorularımızı yanıtladı.
Kuru, yağlı ya da karma cilt ne demek?
Temel olarak kuru cilt, cildin yağ molekülü kabul edilen sebum eksikliğine bağlı meydana gelir. Cildin koruyucu bariyerinde yıpranmalara ve nem kaybına çok sık rastlanır. Kuruluk; genetik nedenlere bağlı özellikler, yaşam tarzı (stres, yorgunluk, sık banyo yapmak, yaşlanma), çevresel faktörler (yanlış kullanılan kozmetikler, güneş, soğuk-sıcak, giysiler, ilaçlar) ve beslenme alışkanlığıyla (yetersiz su alımı, alkol, sigara) ilgili.
Kuru cilt, ince ve şeffaftır, pullanma gözlenir. Göz ve ağız çevresinde çatlaklar oluşabilir. Çekilme hissi ve zamanından önce yaşlanma ortaya çıkar.
Yağlı cilt; yağ bezlerinin fazla çalışması sonucu cildin aşırı sebum üretimi sonucu oluşur. Cilt yüzeyinde parlaklık görülür. Alın, burun ve çene etrafında gözenekler iridir. Sivilcelere de rastlanır. Bu cilt tipinde kırışıklıklar daha geç oluşur fakat elastikiyet kaybı daha çok gözlenir. Cilt gözenekleri büyüktür ve siyah noktalar vardır. Yaş ilerledikçe sorun azalır ama temizliğe çok dikkat edilmeli. Yağlı ciltler için en önemli bakım aşaması, temizlik kısmı. Temizliği düzenli yapılmayan yağlı cilt; sivilce, akne, siyah nokta konusunda sorunlar yaşar.
Karma cilt; en sık rastlanan cilt tipi. Bu tipte cildin farklı bölgelerinde farklı özellikler görülür. T bölgesi (alın, burun, çene) yağlı ve kalın olur. Yanak kısımlarındaysa cilt daha normal ya da kurudur. Gerilme hissi daha fazladır.
Kişi bu ayrımı kendi kendine yapabilir mi? Yoksa uzmana mı gitmesi gerekir?
İnternet sayesinde cilt tipleri ve markalar hakkında çok daha fazla bilgi sahibi oluyoruz. Bu da kişinin cildini tanımasına ve uygun ürünleri bulmasına yardımcı. Ancak her elde ettiğimiz bilgi doğru değil. Uygun ürünü seçerken konunun uzmanına danışmak ve eczanelerde, güzellik merkezlerinde yapılan analizlerle bakımlardan edinilen bilgileri birleştirerek bir sonuca varmak en sağlıklı yol. Bazen sadece cildimizi tanımak yeterli olmaz. Cildi tanısanız bile bir uzmandan destek almanızı öneririm.
Uzmana danışma yaşı kaç olmalı?
Bir uzmandan destek almak için önce bir sorun ya da nedene ihtiyaç duyarız. Ergenlik döneminin başlamasıyla da ciltle ilgili sıkıntılarımız başlar. Ergenlikte görülen aşırı yağlanma ve sivilcelenme döneminde, kişinin doğru bilgilendirilmesi önemli. Sonraki dönemlerde gelişen yaşlanma belirtileriyle beraber tavsiyeler almak için uzmanlara ihtiyaç duyarız. Uzman, yaşınıza ve cilt durumlarınıza göre size en iyi ürünü önerecek, yapılmaması gerekenlerli anlatacaktır.
Kendi kendimize ürün kullanmanın zararları var mı?
Cilt tipini ve ihtiyaçlarını doğru belirlemeden, ürünün özelliklerini, içeriğini iyi analiz etmeden kullanılan durumlarda bazı riskler ortaya çıkabilir. Örneğin, akne ve leke tedavilerine yardımcı ürünler, cildin çok iyi korunmasını gerektirir. Bu tarz ürünlerin kullanımı sırasında dikkat edilmesi gereken noktalar var ve bunlar yapılmadığında ortaya istenmeyen sonuçlar çıkabilir.
Beslenme ve cilt sağlığı arasında ilişki var mı?
Cildimiz öncelikle en çok suya ihtiyaç duyar. Diyetimizde her gün su alımına dikkat etmeliyiz. Diğer bir yandan stres, hava kirliliği ve ultraviyole ışınlarının tetiklemesiyle oluşan serbest radikaller, erken cilt yaşlanmasına yol açar.
Serbest radikal ataklarına karşı anti-oksidan gıdaların alımını artırmak önemli. Aslına bakılırsa çalışmalar gösteriyor ki, gıdalar cilt yapısını doğrudan etkilemiyor ancak kişisel olarak bireyin tespit ettiği bir gıda alımıyla gelişen sorun varsa o besin diyetten çıkarılmalı. Bunun dışında atopik dermatiti (alerjik cilt hastalığı) olanların tükettiği bazı gıdalar, ciltte enflamasyonu tetikliyor. Özellikle gelişim çağındakiler için bu sorun, bir diyetisyen desteğiyle çözülmeli. Diyetten çıkarılan, vücut için önemli gıdalar bazı eksikliklere neden olabilir. Bu ciltler dışında cilt tipine özgü bir beslenme tarzından bahsetmek çok doğru olmaz.
Yağlı cildiniz varsa: Cildin sağlığı için sivilce ve aknelerle oynanmamalı, bunlar sıkılmamalı. Çünkü akneler kistleşebilir. Sabun, cildin kendi ürettiği yağı ve nemi kurutarak pH değerini bozacağından yüz için tavsiye edilmez. Cildinizin sağlığı ve güzelliği için uzman bir dermatologtan yardım isteyin
"Kızım kambur duruyor" ya da "Çocuğum tek omzunu düşürerek yürüyor" diyor ve bunu ergenlik dönemine ilişkin sıkıntılara yoruyorsanız, çocuğunuzda kalıcı hasar bırakabilen omurga eğriliğinin tedavisine geç kalınmasına yol açabilirsiniz.
Doğuştan olabilen omurga eğriliklerinin büyümenin hızlı olduğu ergenlik döneminde ilerlediğini ya da ilk kez bu dönemde ortaya çıktığını belirten uzmanlar, bu dönemde tanı konulan omurga eğriliklerinin cerrahi müdahaleye gerek kalmadan tedavi edilebildiğini vurguluyor.
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörü ve Ortopedi Uzmanı Prof. Dr. Metin Doğan, omurganın vücudun orta direği olduğunu ve tüm yükü taşıyan ana kolon görevi üstlendiğini söyledi.
Bazı omurga eğriliklerinin anne karnındaki gelişme kusurlarına dayandığını, bebek dünyaya geldiğinde var olduğunu ve zaman içinde ilerleyerek dikkat çekmeye başladığını anlatan Doğan, "Omurların, birbirinden ayrı olması gerekirken, eğrilik durumunda bir tarafta 4-5 omur birbirine yapışık olabiliyor. Çok sık görülmeyen bu tip eğrilikler, özellikle çocuk doğduktan sonra ilerliyor" dedi.
Yeni doğanlarda ya da bebeklik döneminde de omurgada hafif bir eğrilik görülebildiğini ifade eden Doğan, her 100 kişiden 5-10’unda bu tür eğriliklerin bulunduğunu, ancak birçoğunun çocukluk çağında büyüme döneminde kendiliğinden düzeldiğini söyledi.
Bir kısım eğriliklerin ise büyüme döneminde devam ettiğini ve yavaş yavaş ilerleyebildiğini dile getiren Doğan, bu tür omurga eğriliklerinin de görülme sıklığının düşük olduğunu belirtti.
-Omurga eğrilikleri, büyümenin hızlı geliştiği dönemde ilerliyor-
Omurga eğriliğinin özellikle ergenlik döneminde ve kız çocuklarında sık görüldüğünü ve nedeninin tam olarak bilinmediğini vurgulan Doğan, "Bebeklik döneminde hafif olan bir eğrilik ergenlik döneminde ilerleyebilir ya da hiçbir eğrilik yokken ergenlik döneminde ortaya çıkarak gelişebilir. Bu en sık karşılaşılan omurga eğrilikleridir. Toplumda 10 binde bir oranında görülmektedir. Büyümenin hızlı geliştiği dönemlerde omurga eğrilikleri de hızla ilerler" diye konuştu.
Omurga eğriliğinin beyin ve omuriliğin birleştiği bölgedeki denge merkezinin bir kusurundan kaynaklandığının ve vücudun fiziki değişiminin etkili olduğunun düşünüldüğünü dile getiren Doğan, "Kural olarak omurga eğrilikleri, çocukların hızlı büyüdüğü dönemde hızlı ilerler. Büyüme bittiği andan itibaren teorik olarak ilerlemez. Bu yaş kızlarda 12-14, erkeklerde ise 14-16 yaş aralığıdır. Bebeklikte var olan omurga eğriliği, bu yaş aralığında hızla artar ya da ilk kez bu dönemde ortaya çıkarak hızla ilerler" açıklamasında bulundu.
-Bir omuzu diğerine göre daha yukarıda olan çocuklara dikkat-
Doğan, ergenlik döneminde çocukların bir omzunun yukarıda bir omzunun ise daha aşağıda olup olmadığına dikkat edilmesi, başın ya da çenenin eğri durup durmadığına bakılması, göğüs kafesinde şekil bozukluğunu ya da sırtta kambur duruş olup olmadığının iyi gözlemlenmesi gerektiğini belirterek, böylesi bir durumda en kısa sürede ortopedi uzmanına başvurulması gerektiğini söyledi.
Kızlarda 12-14, erkeklerde ise 14-16 yaş aralığının, büyüme hızı açısından "altın dönem" olarak nitelendirildiğini ifade eden Doğan, "Bu dönemde omurga eğriliği saptandığında ilerleme bir şekilde durdurulabilir. Hatta belli bir aşamayı geçen omurga eğriliklerinde dahi cerrahi olarak düzeltme yapılabilir. Ama daha ilerleyen yaşlarda cerrahi operasyonla kısmen düzelme elde edilse de eğrilik şekillendikten ve vücut yapısı oturduktan, eklemler, bağlar sertleştikten sonra gelişen omurga eğriliğini düzeltme ihtimali zorlaşır" dedi.
-İlk aşamada tanı konulduğunda korseyle tedavi edilebiliyor-
Doğan, ilk aşamada tanı konan omurga eğriliklerinin korse ve fizik tedavi uygulamalarıyla düzeltilebildiğini anlatarak, şunları kaydetti:
"20 dereceye kadar olan omurga eğriliklerinde egzersiz öneriliyor. 20-40 derece arasındaki eğriliklerde korse tedavileri veriliyor.
Son yıllarda ise daha elastik malzemelerle yapılan özel bandaj tedavisi uygulanıyor. 40 dereceden ileri eğriliklerde cerrahi uygulamalar seçenek olarak sunuluyor. Büyük cerrahi girişim olan uygulama, riskli olduğundan ve girişimde bulunulan bölgede hareket kaybı yarattığından son seçenek olarak sunuluyor. Çünkü, cerrahi uygulama, başarılı olsa bile normalde hareketli olan segmentler kaybediliyor. Operasyon yapılan omurgaya bağlı hareketler artık yapılamaz duruma geliyor. Bu nedenle özellikle boyun ve bel hareketlerinin gerçekleştiriliği omurların ameliyat sahası içinde bulunmaması arzu ediliyor."
-Solunum kapasitesi düşebiliyor-
Eğriliklerin vücut dengesini bozduğu durumlarda cerrahi uygulamanın yapılması gerektiğini vurgulayan Doğan, "Zaman içinde vücuttaki dengesizliğe bağlı baş dengesi de bozulur. Omurga eğriliklerinde yan bakış açısı geliştiğinden, kişi boynunu eğerek gözlerini aynı hizaya getirmeye çalışır. Bu da çift görme gibi probleme yol açabilir" diye konuştu.
Doğan, bunun dışında omurga eğriliği olan kişilerde sırt, boyun, bel ağrıları olabildiğini, akciğerlerle ilgili solunum kapasitesinin düşebildiğini, ilerleyen eğriliklerde kalp göğüs kafesi içinde baskı altında kaldığından kalp ve damarlarla ilgili sorunlar gelişebildiğini de sözlerine ekledi.